9 Ağu 2010

VE BU BÖYLE SÜRÜP GİDİYOR...

La Rambla'da sonbahar... Caddenin sonunda Colomb heykeli, eliyle Amerikayı gösteriyor... Dünyanın dört bir yanından gelip Barselona sokaklarında çılgınca koşuşturan insan selinin yerini caddeden geçen Katalanlar almış... ve Çiçekçiler... 

O enfes Barselona akşamlarından birinde, caddeyi yürüyüp Katalunya meydanına varıyoruz. Kalabalıkları içinden  merdivenlerden hızlıca inip metroya iniyoruz... Vagon geliyor, bir yer bulup oturuyoruz. Kapılar kapanıyor, karşımda oturuyor... Sarışın, kücük yüzlü, dev gibi bir adam...

Akıntıya karşı yüzen, dünyayı ters yöne ittiren, düzensizliğe tahammülü olmayan, elinde olsa dağları düzeltecek, şu caanım dünyada rahatsız, huzursuz ve mutsuz bir adam... Benim ruhum Barselona semalarında mutluluktan uçarken, o 3-5 mutsuzluk bulup, bana dikte ediyor hepsini, yürekten mutsuzlukla... TANRIM BU KADAR SIK MUTSUZ OLABİLMEK MÜMKÜN MÜ? Aklım almıyor... Kulaklarımı tıkıyorum... Duymuyorum hiçbirini...Sağır olmama da tahammül edemiyor... Sarsıyor beni duymam için... Zona Universitat'ta iniyoruz, metrodan cıkıp, karanlık bir merdivene oturup ağlıyorum... Sarsıyor beni affetmem için... Sarsıyor beni unutmam icin... Sarsıyor sadece...

Tıpkı Dünya'nın Güneş'e yaptığı gibi, terk ediyorum onu her gece, 
ve her sabah tekrar dönüyorum ona... 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

bunlar na'pıyo...